Allah Dilediğini Saptırırsa; İrade-Sorgu ve Cehennem Neden Var?
Allah, insanlara özgür şekilde düşünebilir ve seçim yapabilirsiniz diyerek iradelerine işaret ederken aynı Allah, dilediğini hidayete erdirip dilediğini saptıracaksa nasıl kader ve özgür iradeden bahsedilir, insan neden sorguya çekilir, cehennemin varlığı neden gerekli olur?
Bu soruların sorulmasına neden olan bazı ayet meallerine bakalım;
Fatır-8: “Kötü ameli kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimseye (ne demeli?) Muhakkak ki Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. (Ey Peygamber!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helak etme! Muhakkak ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.”
Müddesir-31: “… İşte böyle, Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilmez. Bu insan/beşer için bir öğütten başka bir şey değildir.”
Nahl-93: “Şayet Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat O dilediğini saptırır dilediğini de doğru yola eriştirir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” demektedir.
Oysa Allah, Bakara-256. ayette “Dinde zorlama yoktur.” diyerek insanı “seçim yapma özgürlüğü” ile yaratmışken, üstelik Kur’an irade özgürlüğünü tamamen savunan bir hitap ve kitapken, Allah kullarından dilediğini hangi sebeple seçer, saptırır ve cezalandırır?
Allah Kur’anda çelişki yok derken, bu soruları sorduran yukardaki mealler çelişki değil midir?
Tabi ki bu mealler sanal çelişkilerin ana kaynağıdır. Gerçekte ise Allah, hiç kimseyi zorla iman ettirip ya da zorla sapıklığa sevk etmez. İman hususunda tüm baskıları reddeder, hatta dinden çıkanlara ceza dahi verilmeyeceğini beyan eder ve ayetlerde defaatle bu özgürlüğü tekrar tekrar belirtir.
Peki bu sanal çelişkilerin izahı nedir?
Bu ayet türleri meal edilirken 2 önemli hata yapılır.
1.Hata:
Ayet metinlerinde yer alan “şae” fiilinin hatalı çevrilmesidir. Bu ayetlerdeki “men yeşau” filli, çift anlama yani hem “dilediğini” hem “dileyeni” şeklinde anlama sahiptir.
Allah imanı seçene hidayet ederken, sapkınlık içinde kalmak için ısrar edeni tercih ettiği yolda bırakır. Çünkü Allah’ın tercihi, insanların tercih ve eğiliminin sonucudur. Bu kural Kur’anda Allah’ın dilemesiyle ilgili tüm ayetlerde geçerlidir.
2. Hata:
En çok yapılan hata olup, if’al babının en bilinen görevinin çevirilere yansıtılmasıdır.
Ayet metninde yazılı olan kelime if’al babında yazılmıştır. “İ’fal” babınınsa 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu çok önemli bir hatadır.
Oysa diğer görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır.
Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacak ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır.
İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı bu fiile, maruz bırakmak yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü;
Araf-16: “İblis dedi ki “Beni saptırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın”
Ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak ve saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır.
Peki Allah kimi sapıtmışları neden kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlık içinde bırakır? sorusu, güzel sorudur.
Kimi insanlar hatalarının gölgesinde mahcup ve huzursuz hisseder, savrulmuş olsa da adımlarında istemsiz bir pişmanlık taşır. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama bu karanlıktan nasıl çıkacağını bilemiyorsa, işte Allah bu kimseyi yarı yolda ve yalnız bırakmaz.
Diğeri ise şeytanla sarmaş dolaş olmuş ama zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamış, kuralsız, duyarsız, irade ve isteği ile günahı ve alayı seçmeye devam etmiştir. İşte Allah, bu kimseyi de içine düştüğü sapkınlık içinde bırakır. Bu durumda ise o kişi için, Allah onu saptırdı denemez. Allah onu, sadece kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir.
O halde ayetlerin doğru meallerine bakalım;
Nahl-93: “Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dileyeni sapkınlık içinde bırakır, dileyeni de doğru yola ulaştırır. Siz yaptığınız şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”
Müddesir-31: “Biz ateşin sahiplerini sadece melekler yaptık. Onların sayılarını[4] da, kafirler için bir sınav yaptık. Kendilerine kitap verilenler emin olsun, iman edenlerin de imanları artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlar ile iman edenler şüpheye düşmesin. Kalplerinde hastalık bulunanlar ve kafirler “Allah bu örnekle ne kastetmiştir?” desin. Böylece Allah dileyeni sapkınlık içinde bırakır, dileyeni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını sadece O’nu bilir. Bu beşer için sadece bir uyarıdır.”
Fatır-8: “Kötü işleri kendine süslü gösterilen ve onu güzel gören kimse mi? Allah dileyeni sapkınlık içinde bırakır, dileyeni de hidayete iletir. Onlar için çok üzülüp kendini helak etme. Çünkü Allah onların yaptıklarını bilir.”
Meal çalışmalarında tolere edilebilir hatalar söz konusudur. Fakat kimi mealler mayın tarlası gibidir. Bir hatadan kurtulanın diğer bir hataya yakalanması, imanını zedelemesi hatta kaybetmesi söz konusu olabilir. Müslümanlar özellikle gençler arasında deizm oranının yükselmesindeki önemli faktörlerden birisi, bu ciddi kusurlu meallerdir.
Bu sebeple din ile ilgilenen, yeni ilgilenmeye başlayan ya da sorgulama gereği hisseden kimselere mutlaka karşılaştırmalı meal okuması yapmalarını tavsiye ederim.
Dünya hayatımız tek kullanımlık. Tekrarı ne yazık ki olmayacak. Allah’ın mektubu diyebileceğim Kur’anı okumamış olmak, ona mesafeli ya da uzak kalmak, bir iman edenin yapabileceği en büyük hata. Uzakta gibi görünen final, oysa ki her insana çok yakın. Dileğim ise, tüm iman edenlerin o finale başarmış olarak girebilmesi.
Selametle.





Yorumlar