Kayayı Yeniden Yukarı İtmek: Camus, Sisifos ve Absürt
Alarm çalar. Kalkarsınız, hazırlanırsınız, aynı yoldan işe ya da okula gidersiniz. Aynı işleri yapar, akşam eve döner ve ertesi gün her şey yeniden başlar. Bazı günler kafanızda tek bir soru yankılanır: "Bütün bunlar ne için?"
Yunan mitolojisinde Sisifos, tanrılar tarafından ağır bir cezaya çarptırılır: Dev bir kayayı bir dağın tepesine kadar itecek, kaya tepeye ulaştığı anda geri yuvarlanacak ve Sisifos sonsuza kadar bu işi baştan yapacaktır. Anlamsız ve sonsuz bir emeğin sembolüdür.
Fransız yazar ve düşünür Albert Camus, bu mitte beklenmedik bir şey gördü. Ona göre Sisifos, hepimizin hikâyesini anlatıyordu. Ve şaşırtıcı bir sonuca vardı: Sisifos mutlu olabilirdi.
Cezayir'den Nobel'e
Albert Camus 1913'te, o dönem Fransız sömürgesi olan Cezayir'de yoksul bir ailede doğdu. Babası o henüz bir yaşındayken Birinci Dünya Savaşı'nda öldü. Okuma yazma bilmeyen annesiyle birlikte, Cezayir'in işçi mahallelerinden birinde büyüdü. Bir öğretmeninin desteğiyle eğitimine devam edebildi ve felsefe okudu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız Direnişi'nin gazetesi Combat'da çalıştı. 1942'de iki önemli eseri yayımlandı: romanı Yabancı ve felsefi denemesi Sisifos Söyleni. Bu iki kitap, onun "absürt" düşüncesinin temelini oluşturdu.
Camus çoğu zaman Jean-Paul Sartre ile birlikte varoluşçu olarak anılır, ancak kendisi bu etiketi kabul etmedi ve yıllar içinde Sartre'la yolları ayrıldı. 1957'de, henüz 44 yaşındayken Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Üç yıl sonra, 1960'ta bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Absürt Nedir?
Camus'ye göre insan, doğası gereği anlam arayan bir varlıktır. Hayatımızın bir amacı olsun, yaşadıklarımız bir sebebe bağlansın, evrenin bize bir cevap vermesini isteriz. Ama evren sessizdir. Sorularımıza cevap vermez, acılarımızı açıklamaz, bize hazır bir anlam sunmaz.
İşte "absürt", bu ikisinin karşılaşmasından doğar: Anlam arayan insan ile ona cevap vermeyen dünya arasındaki uyumsuzluk. Absürt ne yalnızca insanda ne de yalnızca dünyadadır; ikisinin arasındaki gerilimdir.
Camus, Sisifos Söyleni'ne en temel soruyla başlar: Hayat, eğer evrensel bir anlamı yoksa, yine de yaşamaya değer mi? Cevabı açık ve nettir: Evet. Ona göre bu gerçekle yüzleşen insanın önünde birkaç kaçış yolu vardır. Örneğin bir inanca ya da ideolojiye sığınıp absürdü yok saymak, ki Camus buna "felsefi intihar" der. Ama o bunların hepsini reddeder. Ona göre tek dürüst yol, absürdü kabul edip onunla yaşamayı seçmektir.
Sisifos'u Mutlu Hayal Etmek
Camus'nün Sisifos'a bakışındaki en çarpıcı nokta, onu kayayı iterken değil, kaya yuvarlandıktan sonra dağdan aşağı yürürken düşünmesidir. Bu inişte Sisifos bir an için durur ve kaderinin tamamen farkına varır. Camus'ye göre trajedi de, özgürlük de bu farkındalık anında başlar.
Sisifos kaderini değiştiremez, ama ona nasıl bakacağını seçebilir. Tanrıların ona verdiği cezayı kabul eder, ama ona boyun eğmez; her seferinde kayaya yeniden yönelir. Camus, absürde karşı üç tavır önerir:
Başkaldırı: Anlamsızlığı inkâr etmeden, ona teslim olmadan yaşamaya devam etmek.
Özgürlük: Önceden belirlenmiş bir anlam olmadığı için, nasıl yaşayacağımıza kendimizin karar verebilmesi.
Tutku: Hayatı olabildiğince dolu ve yoğun yaşamak; her anın değerini bilmek.
Camus denemesini, felsefenin en ünlü cümlelerinden biriyle bitirir: Sisifos'u mutlu hayal etmek gerekir. Çünkü tepeye doğru verilen mücadele bile, bir insanın kalbini doldurmaya yeter.
Modern Sisifoslar
Camus, denemesinde Sisifos'u günümüz işçisine de benzetir: Her gün aynı işi yapan, kaderi Sisifos'unkinden daha az absürt olmayan biri. Bu benzetme bugün belki de her zamankinden daha güncel.
Bitmek bilmeyen e-postalar, hiç azalmayan yapılacaklar listeleri, her pazartesi yeniden başlayan haftalar... Pek çoğumuz bir noktada yaptığımız işin anlamını sorgularız. Tükenmişlik, büyük ölçüde emeğimizin bir yere varmadığı, kayanın her seferinde geri yuvarlandığı hissinden beslenir.
Camus bize bu durumdan kaçmanın değil, ona farklı bakmanın bir yolunu gösterir. Belki hayatımızın ya da işimizin büyük, evrensel bir anlamı yoktur. Ama bu, onun içinde anlam yaratamayacağımız anlamına gelmez. Bir arkadaşla içilen bir çay, iyi yapılmış bir iş, bir akşam yürüyüşü ya da sevdiğimiz biriyle geçirilen bir an, kayayı iterken bile hayatımızı değerli kılabilir.
Tabii bu, kötü çalışma koşullarına ya da bizi gerçekten mutsuz eden bir hayata boyun eğmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Camus'nün başkaldırısı pasif bir kabulleniş değil, farkındalıkla yaşamaktır: Değiştirebildiğimizi değiştirmek ve değiştiremediğimizle onurlu bir şekilde yüzleşmek. Kısacası, kayayı itmeye devam ederken yokuşun tadını çıkarmayı öğrenmek.
Sizin hayatınızdaki "kaya" ne? Sizce Sisifos gerçekten mutlu olabilir mi, yoksa Camus fazla mı iyimser?
Düşüncelerinizi yorumlarda bizimle paylaşın. Camus'yü okumaya nereden başlayacağınızı merak ediyorsanız, bir sonraki içeriğimiz olan Camus okuma rehberini kaçırmayın!
Kaynaklar
Albert Camus, Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe, 1942)
Albert Camus, Yabancı (L'Étranger, 1942)




Yorumlar